Osmanlı Devleti'nin Avrupa’nın şekillenmesinde olumlu bir etkisi olup olmadığı, tarihçiler tarafından yeterince incelenmemiştir. Çoğu zaman Osmanlı, Batı Avrupa’nın ‘öteki’si veya bir tehlike unsuru olarak değerlendirilmiştir. Ancak Avrupa’nın kaos yaşadığı bir dönemde, Osmanlı düzeninin mükemmel işleyişi ve ideal bir toplum yapısı sunduğu göz ardı edilmiştir.
Martin Luther ve çağdaşlarının yazılarında sıkça karşılaşılan Osmanlı tasavvuru, Reform ve Aydınlanma hareketlerinin gelişiminde belirleyici bir faktör olarak değerlendirilmelidir. Avrupa'daki toplumsal ve siyasi dönüşümler, Osmanlı’nın güçlü ve düzenli yapısıyla kıyaslanarak şekillenmiştir.
Tarih boyunca, savaş da dahil olmak üzere, farklı topluluklar birbirlerinden etkilenmişlerdir. Özellikle güçlü devletlerin zayıf toplumlar üzerindeki etkisi belirgin olmuştur. İbn Haldun’un belirttiği gibi, mağlup olan topluluklar genellikle galipleri taklit etmeye yönelmiştir.
Osmanlı Devleti, XV. ve XVI. yüzyıllarda Avrupa’da en güçlü devlet olarak algılanmış, hatta bazı kaynaklarda Osmanlı yönetimi, Avrupa’daki toplumsal ve ahlaki düzensizliğe karşı bir model olarak sunulmuştur. Örneğin, Hans Rosenplut’un eserinde Osmanlı Padişahı, halkına refah sağlayan, adil bir yönetici olarak anlatılırken, Avrupa’daki sosyal problemlere de değinilmektedir.
Reform hareketi, Osmanlı’nın Avrupa’daki güçlü varlığının bir sonucu olarak şekillenmiştir. Osmanlı Devleti’nin karşısında Avrupa'nın içinde bulunduğu zayıflık ve yozlaşma, Hristiyan toplumunun kendi durumunu sorgulamasına neden olmuştur.
Martin Luther ve diğer reformcular, Osmanlı’nın gücünü kabul etmiş ve bu gücün sadece askeri bir tehdit olmadığını, aynı zamanda Hristiyan dünyasının ahlaki çöküşüne bir uyarı niteliği taşıdığını savunmuşlardır. Reform hareketinin temel savunularından biri, Hristiyanlığın kurtuluşunun, Osmanlı’ya karşı savaşmaktan ziyade, kendi içsel reformlarını gerçekleştirmek olduğu düşüncesidir.
XV. ve XVI. yüzyıllarda Osmanlı yönetiminin adaleti, liyakate dayalı bürokrasisi ve güçlü idari yapısı, Avrupa’nın siyasi dönüşümüne dolaylı olarak katkıda bulunmuştur. Fransız, İngiliz ve İspanyol mutlakiyetçi devletleri şekillenirken, Osmanlı yönetim modelinden esinlenildiği bazı tarihçiler tarafından öne sürülmektedir.
Özellikle Ogier de Busbecq gibi Avrupalı diplomatların eserleri, Osmanlı devlet yönetiminin meritokratik yapısını vurgulamaktadır. Busbecq’e göre Osmanlı’da makamlar liyakate göre dağıtılmakta, bireylerin soylu ailelerden gelmesi yerine, yetenekleri göz önüne alınarak yükselmeleri sağlanmaktadır.