Bugün herkesin tanıdığı, dizelerini ezbere bildiği Yunus Emre, uzun yıllar boyunca aydınlar tarafından yeterince tanınmamış ve önemsenmemiştir. Ancak halk arasında nesilden nesile aktarılan menkıbeleri ve tekkelerde yankılanan sözleriyle zamanla efsanevi bir kimliğe bürünmüştür. Onun şiirleri, dini musiki içinde önemli bir yer edinmiş, bestelenerek günümüze kadar ulaşmıştır.
Yunus Emre’nin Türk düşüncesi, dili ve edebiyatı üzerindeki etkisini ilk fark edenlerden biri, Darülfünun Türk Edebiyatı Tarihi Müderrisi Fuat Köprülü olmuştur. 1913’te yayımladığı makaleleriyle Yunus Emre’yi aydınlara tanıtmış, ardından Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar adlı eserinde onu ayrıntılı bir şekilde ele almıştır.
Köprülü’nün ardından Rıza Tevfik Bey, Yunus’un sufizm ile olan ilişkisini vurgulamış ve onun bilgi ve irfan anlayışını mistik bir perspektiften değerlendirmiştir. Ancak Yunus’un "Hurufi" olduğu yönündeki iddiaları, Köprülü tarafından eleştirilmiş ve tarihi gerçeklerle uyuşmadığı ifade edilmiştir.
Uzun yıllar boyunca Yunus Emre’nin şiirleri eksik ve hatalı taş baskı nüshalarla okuyuculara ulaşmıştır. Burhan Toprak, bu durumu düzelterek 1933 yılında ilk güvenilir Yunus Emre Divanı’nı yayımlamıştır. Toprak, Yunus’un şiirlerini titizlikle inceleyerek ona ait olanları belirlemeye çalışmış ve böylece edebi mirasının doğru bir şekilde gelecek nesillere aktarılmasını sağlamıştır.
Zaman içinde Yunus Emre’nin eserleri farklı yorumlara tabi tutulmuştur. Abdülbaki Gölpınarlı, onun tasavvufi yönünü ön plana çıkarırken, Sabahattin Eyüboğlu Yunus’u hümanist bir figür olarak değerlendirmiştir. Özellikle Cumhuriyet’in ilk yıllarında, bazı aydınlar Yunus’un düşüncelerini sosyalist ve hümanist bir çerçevede ele alarak onu laik bir halk şairi olarak yorumlamıştır.
Ancak Sezai Karakoç, Yunus’un İslam kültürünü ve Kur’an ahlakını Türkçede en iyi şekilde işleyen bir şair olduğunu savunmuş ve onun, eserlerine İslam ruhunu yansıtan bir mutasavvıf olarak görülmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
Ahmet Hamdi Tanpınar, Yunus Emre’yi Osmanlı Devleti’nin kuruluş süreciyle ilişkilendirerek, Orhan Gazi dönemi ve fütuhat ruhunun Yunus’un şiirlerinde yankılandığını öne sürmüştür. Ona göre, Yunus’un düşünceleri Osmanlı’nın manevi temellerinin şekillenmesine katkı sağlamıştır.