18.yüzyıldan itibaren Osmanlı aydınları, Batı şehirlerini yakından gözlemleme fırsatı bulmuş ve özellikle Paris, Osmanlı entelektüellerinin ilgisini çeken bir merkez olmuştur. Paris, Batı dünyasına açılan bir pencere olarak görülmüş ve Osmanlı aydınları tarafından kimi zaman bir medeniyet simgesi, kimi zaman da eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirilmiştir.
Ahmed Midhat Efendi de Paris’e olan ilgisini eserlerinde sıkça yansıtmış, özellikle "Avrupa’da Bir Cevelan" adlı seyahat kitabında Paris’i ayrıntılı bir şekilde anlatmıştır.

Ahmed Midhat Efendi, 1889 yılında Stockholm’de düzenlenen VIII. Müsteşrikler Kongresi’ne katılmak üzere Avrupa’ya gitmiş ve bu sırada Paris’te de bulunmuştur. Paris’te kaldığı süre boyunca şehri gezerek gözlemler yapmış ve Batı medeniyetini Osmanlı ile kıyaslamıştır.
Daha önce Paris’i görmeden kaleme aldığı eserlerinde hayali bir Paris anlatan Ahmed Midhat, bu seyahati sırasında şehirle ilgili gerçek gözlemler yapma fırsatı bulmuş ve önceden okuduklarıyla edindiği izlenimlerin gerçek Paris ile ne kadar örtüştüğünü sorgulamaya başlamıştır.
Ahmed Midhat Efendi’nin eserlerinde şehir ve medeniyet kavramları önemli bir yer tutar. Max Weber ve Oswald Spengler gibi düşünürlerin şehir sosyolojisi üzerine yaptığı çalışmalardan hareketle, şehirlerin yalnızca bir yerleşim alanı değil, aynı zamanda bir kültür ve kimlik inşa eden mekânlar olduğu savunulmuştur.
Şehirler, yalnızca içinde yaşayan bireylerin değil, geçmişten geleceğe uzanan kolektif hafızanın bir ürünü olarak ele alınmalıdır. Bu bakış açısıyla Ahmed Midhat, Paris’in Batı medeniyetinin şekillenmesinde oynadığı rolü anlamaya çalışmıştır.
Paris’i ziyaret etmeden önce yazdığı eserlerde, şehri çoğunlukla Batı’nın kültürel ve sanatsal merkezi olarak betimleyen Ahmed Midhat, Avrupa seyahati sırasında gerçek Paris’in hayal ettiğinden farklı yönleri olduğunu keşfetmiştir.
Özellikle Exposition Universelle (Dünya Sergisi) sırasında Paris’te bulunması, Batı’nın ilerlemesini ve teknolojik gelişmelerini yakından görmesine olanak sağlamıştır. Ancak Batı’nın bilim ve teknoloji alanındaki başarılarının yanında toplumsal ve ahlaki yönlerden zayıf olduğunu düşünmüş ve Osmanlı toplumunun bazı değerlerinin Batı’dan üstün olduğu kanaatine varmıştır.
Ahmed Midhat, Batı karşısında ne tam anlamıyla hayranlık duyan bir modernist ne de mutlak bir Batı karşıtıdır. Batı’nın ilerlemelerini takdir etmekle birlikte, Osmanlı değerleriyle kıyaslama yaparak eleştirel bir tutum sergilemiştir.
Özellikle Paris’te gördüğü ahlaki çöküntü, gece hayatı ve bireyselcilik gibi unsurları Osmanlı toplumunun manevi değerleriyle karşılaştırarak yorumlamış ve Batı’nın sadece maddi gelişime odaklandığını ifade etmiştir.
Ahmed Midhat Efendi’nin romanlarında Paris sıkça yer alır. "Paris’te Bir Türk", "Cellat", "Diplomalı Kız", "Altın Aşıklar" gibi eserlerinde Paris, Osmanlı aydınlarının Batı’yı keşfettiği ve sorguladığı bir mekân olarak kurgulanmıştır.
Bu romanlarda Paris, eğlence ve sefahatin merkezi olarak resmedilirken, Osmanlı gençlerinin Paris’te edindiği tecrübeler üzerinden Doğu-Batı kıyaslamaları yapılır.
Ahmed Midhat Efendi’nin Paris gözlemleri, Batı uygarlığını eleştirel bir süzgeçten geçirerek değerlendiren bir Osmanlı aydınının bakış açısını yansıtır. Paris’in bilim, sanat ve teknoloji açısından üstün olduğunu kabul ederken, ahlaki değerler ve toplumsal yapı açısından Osmanlı’nın daha dengeli bir toplum yapısına sahip olduğunu savunur.